Akciğer Kanseri Tedavisi
image

Kanser, hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla gelişir (kanser nedir?). DNA hasarı nedeniyle olur, vücut oluşan DNA hasarını tamir mekanizmaları ile onarmaya çalışır, ancak yetersiz kalınca kanser oluşur (kanser nasıl oluşur?). Sonuçta sürekli çoğalan, vücudun diğer bölgelerine yayılan, enerji kaynaklarını tüketen istilacı hücreler meydana gelir.  Normal hücreler ve dokular görevlerini yapamaz/yetemez olur. Tedavi edilmezse organ/doku yetmezliği nedeniyle hasta kaybedilir.

Kanserin Nedenleri Nelerdir?

Kanserin nedeni %90 çevresel/bireysel, %10 genetik faktörlere bağlıdır. Tütün, alkol, obezite ve çevre kirliliği ile mücadele ile tüm kanserlerin %50’si önlenebilir. Ayrıca günde 7 saat kaliteli uyku, 30-35 dakika egzersiz yapmak, hareketli yaşam ve sağlıklı beslenme sayesinde kanser riski azalır.

Türkiye ve Dünya’da Kanserin sıklığı ve ölüm oranları ne kadar?

Kanser, ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra 2. sırada yer almaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 20 Milyon kişi kanser olmakta ve 10 Milyon kişi yaşamını yitirmektedir. Her 5 erkekten ve her 6 kadından birisi yaşamı boyunca kanser olmaktadır. Türkiye’de de kanser sıklığı ve ölüm oranları benzerlik göstermektedir; 2019 yılı verilerine göre ülkemizde 435 bin 941 kişi yaşamını yitirdi. En sık ölüm nedenleri; 1.sırada kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları (160.426 kişi %36.8), 2. sırada kanserler (80.213 kişi % 18.4), 3.sırada solunum sistemi hastalıkları (56.236 kişi %12.9) idi.

En sık karşılaşılan kanserler hangileridir?

Akciğer, Meme, Prostat, cilt kanserleri, sindirim sistemi (yemek borusu /mide/kolon/rektum), rahim ağzı ve pankreas kanseri en sık karşılaşılan kanserlerdir.

Kanser sıklığında artış var mı?

Dünyadaki nüfus artışı, çevre kirliliği, yanlış beslenme, yaşam süresi beklentisindeki artış, risk faktörlerine maruziyet artışı nedeniyle daha fazla kanser gelişeceği öngörülmektedir. Ayrıca; Pandemi sürecinde kanser nedeniyle olabilecek şikayetler ötelenmiş, tarama ve kontroller aksamıştır. Bu nedenle de önümüzdeki yıllarda kanser sayısında ve kanser sıklığında artış beklenmektedir.

Ölüme en sık neden olan kanser hangisidir?

Karsinojen maddelere maruziyet, tütün kullanım sıklığı ve tarama programları nedeniyle ölüme en sık neden olan kanser ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Dünya geneline bakıldığında en sık ve en ölümcül kanser tipi akciğer kanseridir. Kansere bağlı ölümlerin ise yüzde 17-28’i akciğer kanseri nedeniyle oluşmaktadır.

Akciğer kanseri önlenebilir mi?

Akciğer kanserli hastaların %90’ı sigara içicisidir. Yani sigara içilmese akciğer kanserlerinin %90’ı olmayacak demektir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü “akciğer kanseri önlenebilir hastalık” olarak tanımlamaktadır. Sigara içen kişilerde akciğer kanseri riski 12-36 kat fazladır. Sigaraya başlama yaşı, içme süresi ve miktarı ile ilişkili olarak değişir. 20 paket/yıl ve üzerinde sigara tüketimi öyküsü olan kişilerde önemli düzeyde risk artışı mevcuttur.

Sigara tüketim yükü nasıl hesaplanır?

Sigara tüketim yükü paket/yıl hesabı ile yapılır. Buna göre içilen paket miktarı ile sigara içilen yıl sayısı çarpılarak bulunur. Örneğin 20 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen birisinin yükü 20 paket/yıl iken günde 1,5 paket 30 yıl boyunca sigara içen birinin tüketim yükü 45 paket/yıl’dır. Bu şekilde bazı yıllar içmemiş, bazı yıllar çok/az içmiş olan birinin sigara yükü daha net hesaplanabilir.

Türkiye’de sigara kullanım sıklığı ne kadar?

Türkiye sigara kullanım sıklığı en yüksek ülkelerden biridir. 20 milyon kişi düzenli sigara içmekte, 15 yaş üstündeki kadınların %14.9’ü, erkeklerin ise %41.3’ü sigara kullanmaktadır.

Akciğer kanserinin sıklığı ne kadardır?

Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon kişiye akciğer kanseri tanısı konulmakta ve 1.8 milyon kişi hayatını kaybetmektedir. Sigara içen her 7 kişiden 1’ine, çok yoğun sigara içen her 5 kişiden 1’inde akciğer kanseri gelişmektedir (Aslında otopsi serilerinde bu oran çok daha fazla). Ülkemizdeki akciğer kanserinin sıklığı için çok kesin bir veri bilinmemektedir. 2019 Bağlık Bakanlığı verisine göre yaklaşık 33.000 akciğer kanseri olduğu bildirilmiştir. Her yıl yeni akciğer kanseri gelişen hasta oranı tüm yaş gruplarında yüzbinde 35’tir. 50-80 yaş aralığında ise daha fazla görülür (yüzbinde 450-500). Ancak gerçek rakamın çok daha fazla olabileceği düşünülmektedir. Şöyle ki; akciğer kanseri tanısı alan bir hasta için girilmesi gereken tanı kodu ICD-10 kodunda C.34 ile başlar ve bildirimi zorunlu hastalıklar grubundadır. Bu formun doldurulması ve bildirimin net olarak yapılamaması nedeniyle yılda yeni akciğer kanseri tanısı alan hasta sayısı muhtemelen daha fazladır. Resmi verilere bakıldığında dahi Türkiye’de akciğer kanseri görülme sıklığı çok yüksektir. Dünyadaki görülme sıralamasına bakıldığında Türkiye, her iki cinsiyette yıllık yüz binde 36,9 ile dünya dokuzuncusu, erkeklerde yüz binde 70,6 ile Macaristan ve Sırbistan’dan sonra dünya üçüncüsüdür.

Akciğer Kanserinde Risk faktörleri nelerdir?

Sigara en önemli risk faktörüdür. Akciğer kanserli hastaların %90’ı sigara içicisidir. Pasif içicilik, genetik faktörler, radon, arsenik, kadmiyum, asbest, kurşun, civa, petrokimya türevleri, geçirilmiş tüberküloz ve pnömoni (zatürre) akciğer kanserinde risk faktörleri arasındadır. Uzun süre sigara içenlerin yaklaşık 1/7’sinde, yoğun içenlerin ise 1/5’inde akciğer kanseri gelişir. Günde içilen sigara miktarı, içilen yıl sayısı, sigaraya başlama yaşı önemlidir. Pasif içiciliğe bağlı olarak, başkalarının içtiği sigara sizde veya sizin içtiğiniz sigara sevdiklerinizde akciğer kanseri yapabilir. Kadın hastaların %65’ i bu sebeple akciğer kanseri olmaktadır. Nargile, ısıtılmış sigara, sıvı nikotin ürünleri, elektronik sigara gibi diğer tütün ürünleri kullanımı da akciğer kanseri için yüksek risk artışına neden olmaktadır. Ailede akciğer kanseri olması akciğer kanserine yakalanma riskini 2,5-4 kat artırmaktadır.

Akciğer Kanserinin Belirtileri Nelerdir?

Akciğerde ağrı duyusu bulunmamaktadır. Akciğerler göğüs kafesimizi dolduran oldukça büyük organlardır. Gelişen tümörün büyüyebileceği geniş bir alan mevcuttur. Bu nedenle hastalık oldukça ileri aşamalara gelene kadar şikayete yol açmayabilir. Şikayet olmaksızın, tesadüfen ya da tarama amacıyla çekilen grafi veya tomografilerde saptanabilir.

İnatçı öksürük, balgam, balgamda kan, nefes darlığı, göğüs ağrısı, parmaklarda çomaklaşma akciğer kanserinin belirtileri olabilir. İştahsızlık, halsizlik, kilo kaybı, terleme şikayetleri önemsenmelidir. Bazen de kanserin yayıldığı organla ilgili şikayetler (baş ağrısı, kemiklerde ağrı gibi) olabilir.

Akciğer kanserinde erken tanı için neler yapmak gerekiyor?

Akciğer kanserine erken dönemde tanı konulması için kan testi, biyobelirteç veya nefes testi mevcut değildir. Ancak düşük doz bilgisayarlı tomografi ile erken tanı konulabilmesi mümkündür. Birçok bilimsel rehberde 50 yaş üstünde ve 20 paket/ yıl üzerinde sigara içmiş olan kişilerin akciğer kanseri tarama programına alınması önerilmektedir. Bazı ülkelerde tarama programına dahil edilme kriterlerinde değişkenlik (yaş 45-55 arasında, sigara tüketimi 20-25 paket/ yıl aralığında) görülebilmektedir.

Ailesinde akciğer kanseri bulunması, kişide başka kanser varlığı, radon gazı maruziyeti, petrokimya ürünleri ile uzun süreli temas, asbest, nikel, uranyum, arsenik, civa gibi maddeler akciğer kanserine yakalanma riskini artırmaktadır. 

Ülkemizde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerinde (KETEM) meme, rahim ağzı ve kalın barsak kanserleri için ücretsiz olarak tarama yapılmaktadır. Beklentimiz tarama programlarına akciğer kanserinin de dahil edilmesidir. “Akciğer Kanseri Tarama Programı” bu yazının son bölümünde anlatılmıştır.

Akciğer kanserinin tanısı nasıl konuluyor?

Muayene, laboratuvar tetkikleri, akciğer grafisi sonrasında ilk yapılması gereken inceleme akciğer tomografisidir. Tomografide akciğer kanseri şüphesi olan hastalara PET-CT çekilir. Daha sonra tümörün yerleşim yerine göre;

  • FOB (Fiberoptik bronkoskopi), Rijit bronkoskopi
  • TTİA (Transtorasik biopsi; iğne biopsisi)
  • EBUS (Ultrasonografili bronkoskopi)
  • Lenf bezi biopsisi

Yöntemlerinden birisi seçilir. Metastaz yapmış olduğu düşünülen bir organdan da biopsi yapılabilir.

Bazen akciğerin göğüs kafesine yakın olan 1/3’lük kısmındaki tümörlerde ameliyat sırasında yapılan cerrahi biopsinin incelenmesi ile de tanı konulabilir.

Kaç tip akciğer kanseri vardır?

Akciğer kanseri bronştan yani solunum yolundan köken alır. 2021 patoloji sınıflamasında 80 tip akciğer kanseri vardır. Öncelikle 2 ana gruba ayrılır.

  • Küçük Hücreli Akciğer Kanseri
  • Küçük Hücreli dışı Akciğer Kanseri

Küçük hücreli olan tip %15 oranında, küçük hücreli olmayan tip ise %85 oranında görülür. 

  • Küçük Hücreli Akciğer Kanseri: çok hızlı üreme potansiyeline sahiptir. Ortalama ikiye bölünme süresi 40 gündür, yani 40 günde tümör hücreleri iki katına kadar çıkar. Dolayısıyla da bu tip kanserler çok hızlı yayılır, tanı konulduğunda genellikle lenf bezlerine veya diğer organlara yayılmıştır. Bu tip kanserlerin yaklaşık %5’i ise henüz metastaz yapmamış olduğu dönemde, tesadüfen veya akciğer kanser tarama programı sırasında saptanır. Bu hastalara da cerrahi tedavi uygulanabilir.Hastaların büyük kısmına kemoterapi ve immünoterapi kullanılır. Bazen yayılma potansiyeli olan organlara (örneğin beyin gibi) önlem amaçlı ışın tedavisi kullanılabilir.

 

  • Küçük Hücreli dışı Akciğer Kanseri: İkiye bölünme zamanı daha uzun olan (ki bazı tiplerde 860 güne kadar uzayabilir) kanser tipidir. Kendi içerisinde 4 ana gruba ayrılır.
  • Adenokanser (en sık görülen kanser tipidir)
  • Epidermoid (squamöz) kanser
  • Büyük hücreli kanser
  • Diğer tipler

Akciğer Kanseri evrelemesi nasıl yapılır?

Tedavi planlamasının yapılması ve hastaların takibi için ilk yapılması gereken kanserin evrelemesini yapmaktır. Evreleme hastalığın yaygınlığını öğrenmek, tedavi planı yapmak ve sağkalım ile ilgili öngörüde bulunmak için yapılır.

Bu amaçla PET-CT ve ilaçlı beyin MR tetkikleri mutlaka yapılır. Bu şekilde hastanın içinde bulunduğu durumu, kanser hücresinin ne kadar yayıldığını, kanserin bölgesel olarak hangi organları tuttuğunu çok daha iyi anlayabilir ve doğru tedavi planı hazırlayabiliriz.

Akciğer kanserinin evrelemesi için TNM sistemi kullanılır.

  •  “T” faktörü; tümörün büyüklüğü ve yerleşim yerine göre T1 (a,b,c), T2 (a,b), T3 ve T4,
  • “N” faktörü; tümörün yakın veya uzak lenf bezlerine sıçramasına göre N0,N1,N2,N3
  • “M” Faktörü; tümörün uzak organlara yayılması durumuna göre M0, M1a,b,c olarak tanımlanır. Buna göre klinik evreleme yapılır.

Not: Klinik evreleme; ameliyat öncesi yapılan, cerrahi evreleme; ameliyat sırasında yapılan, patolojik evreleme; ameliyat sonrasında yapılan değerlendirmeler ile yapılan evrelemedir. Kesin olan patolojik evredir.

  • “T” Evresi nasıl değerlendirilir? Bu amaçla en çok Bilgisayarlı Tomografi kullanılır.
  • “N” Evresi nasıl değerlendirilir? PET-CT, EBUS (Ultrasonografili bronkoskopi), EUS (Ultrasonografili özofagoskopi), Mediastinoskopi (nefes borusu etrafındaki lenf bezlerinin çıkarılması/biopsi yapılması), VATS (Video yardımlı cerrahi) yöntemleri kullanılır.
  • “M” evresi nasıl değerlendirilir? Temel olarak PET-CT ve Beyin MR incelemesi ile yapılır. Şüpheli alanlara özel incelemeler yapılabilir. Tanı sırasında akciğer kanserlerinin yaklaşık %9’unda beyin metastazı bulunur. Bu nedenle beyin MR çekilmesi ihmal edilmemelidir.

Akciğer kanserinde kaç evre vardır?

Akciğer kanserinde 4 evre vardır (Evre I, Evre II, Evre III, Evre IV). Bunlarında her biri kendi içinde alt gruplara ayrılmaktadır. Toplam 10 alt Evre mevcuttur. EvreIA1 – Evre IVB. Aşağıdaki şemada Akciğer kanseri evreleme tablosunu görebilirsiniz (kaynak: IASLC; International Association for The Study of Lung Cancer)

Akciğer kanserli hastaların tanı sırasında evrelere göre oranı nasıldır?

Ülkemizde görülen hastaların %18’i Evre I ve II, %30’u Evre III, %52’si ise Evre IV döneminde tanı almaktadır.

Akciğer Kanseri tedavisi nasıl yapılır?

Akciğer Kanseri tedavisi için her hastaya özel bir plan hazırlanır. Akciğer kanserinin tedavisi ameliyat, ilaç tedavisi ve ışın tedavisi olmak üzere 3 başlık altında incelenebilir. Hastanın genel durumu, muayene bulguları, tetkikleri incelendikten ve evresi belirlendikten sonra tedavi yapılır.

Tedavi planı yaparken hastanın hangi fonksiyonları değerlendirilir?

Tedavi planı yaparken hastanın öncelikle genel durumunun değerlendirilmesi ve biyokimyasal testlerinin yapılması gerekir. Bunun için çok sayıda skala (ölçek) mevcuttur. En sık Karnofsky, ECOC (Eastern Cooperative Oncology Group) skalaları kullanılır.

Ardından solunum ve kalp fonksiyonlarının değerlendirilmesi kritik öneme sahiptir. Solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesi için temel olarak “solunum fonksiyon testi” (SFT) yapılır. Test sonucu hastanın yaşına, kilosuna, boyuna ve göre toplumdan elde edilmiş verilere göre karşılaştırmalı olarak incelenir. Gerekirse difüzyon testi, 6 dakika yürüme testi, merdiven testi, ventilasyon/perfüzyon testi ve maksimal oksijen tüketim kapasitesi ölçülmesi gerekebilir.

Kalp fonksiyonlarının değerlendirmesi ayrıntılı kardiyoloji muayenesi ile yapılır. Muayene dışında EKG ve ekokardiyografi sıkça kullanılır. Nadiren eforlu EKG, myokard sintigrafisi, tomografik koroner inceleme, koroner anjiyografi testlerine ihtiyaç duyulabilir.

Bu değerlendirmelerden sonra yapılması düşünülen tedavi şeklinin hasta için uygunluğuna karar verilir. Örneğin ameliyat düşünülen hastalarda genel durum skorunun iyi olması, kalp ve akciğer fonksiyonlarının yeterli olması gerekir. Ameliyatla tümörle birlikte çıkarılacak olan akciğer dokusu sonrasında, solunum ve kalp yetmezliğinin gelişmemesi gerekir.

Hangi evrede hangi tedavi yapılır?

Evre 1 ve Evre 2’de; kalp ve akciğer kapasitesi iyi olan ve operasyonu kaldırabileceği düşünülen hastalarda ilk seçenek ve altın standart tedavi cerrahidir. Tüm dünyada en iyi tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. Tüm akciğer kanserl hastaların %20’si ameliyat olabilmektedir.

Evre 2 ve üzerindeki hastalarda ameliyat sonrasında kemoterapi/immünoterapi eklenir.

Evre 3 ve Evre 4’ de ile kemoterapi, immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve/veya radyoterapi tercih edilir. Bu evrelerde bulunan seçilmiş hastalarda immünoterapi, kemoterapi, hedefe yönelik ilaçlar ve/veya radyoterapi uygulamasını takiben cerrahi tedavi yapılabilir. Ayrıca oligometastatik hastalık denilen sınırlı sayıda metastazı olan uygun hastalarda da cerrahi tedavi yapılabilir.

Akciğer kanserinde tedavi kararı bireysel olarak değil multidisipliner konsey kararı ile verilir. Bu şekilde ilgili tüm branşların görüşleri alınarak ortak karar verilir.

Akciğer kanserinde ameliyat yöntemleri nasıldır?

Ameliyat için iki tür yaklaşım yöntemi mevcuttur.

  • Klasik yani açık yöntem; yöntem göğüs kafesinin orta-yan kesimine yapılan kesi ile (torakotomi) yapılan ameliyattır. Diğer açık cerrahi kesileri nadiren kullanılabilir; aksiller (koltuk altı) kesisi, iman tahtası kesisi (sternotomi), Poulson kesisi, Masoaka kesisi, Dartavelle kesisi gibi..
  • Kapalı yöntemler; bunlar Video yardımlı (VATS) veya Robot yardımlı (RATS) cerrahi yöntemlerdir. Son 15 yıldır giderek artan oranlarda kapalı yöntemler kullanılmaktadır. Kapalı metodlar ile yapılan ameliyatlar daha küçük kesi veya deliklerden yapılmaktadır. Bu sayede daha az ağrı, daha çabuk iyileşme, daha kısa operasyon süresi, daha az kan kaybı, daha iyi kozmetik sonuç, solunum fonksiyonlarının daha iyi korunması gibi faydaların yanı sıra, daha uzun sağkalım süresi avantajı da mevcuttur.

Bu yaklaşım metotları ile uygun olan cerrahi ameliyat (segmentektomi, lobektomi, pnömonektomi) gerçekleştirilir.

VATS ameliyatında kaç delik açılıyor ve kesi büyüklüğü ne kadar?

Akciğer kanseri cerrahisi için VATS yönteminin tanımı 3 kesi ile yapılmıştır. Bunlar, yaklaşık 1,5 cm’lik kamera kesi, 1 cm’lik yardımcı aletlerin kullanılabilmesi için olan kesi ve 4-5 cm’lik ameliyat kesisi şeklindedir. Kesi büyüklükleri ve kesi sayısı tecrübe ve deneyim ile farklılaşmıştır. Tümörün yerine, büyüklüğüne, yapılacak olan ameliyatın şekline göre değişebilmektedir. Bazı cerrahlar tek kesiden (Uniportal) tüm ameliyatı yapmayı tercih etmektedir. Cerrahların birçoğu bir kamera kesisi ve bir de cerrahi işlem kesisi şeklinde olmak üzere 2 kesiyi tercih etmektedir. Kesi sayısının birbirlerine karşı üstünlüğü gösterilememiştir.

Akciğer kanserinde robotik ameliyatlar nasıl yapılıyor?

Sistem cerrah konsolu ile Robot ve hasta konsolundan oluşur. Ameliyatı gerçekleştiren cerrah konsol başına oturur ve kameradan 3 boyutlu olarak görerek ameliyatı gerçekleştirir. Göğüs kafesine ilerletilen kamera oldukça hassastır ve görüntüyü 10 kat büyütebilir. Ameliyat, açılan küçük deliklerden göğüs kafesine ilerletilen aletler yardımı ile yapılır. Bu aletlerin manevra kabiliyeti 540 derecedir. Ameliyat masasında ayrıca bir asistan cerrah bulunur ve ameliyata yardım eder.

Robotik ameliyatlar kaç kesiden yapılıyor?

Klasik robot ameliyatı bir adet kamera kesisi (1,5 cm), 2 adet yardımcı alet kesisi (0.8 cm’lik), 1 adet asistans (yardımcı) kesisi olmak üzere genellikle 4 kesiden yapılır. VATS’da olduğu gibi Robot yardımlı akciğer ameliyatlarında (RATS) da kesi sayısı ve yerleri değişebilmektedir. Cerrahi deneyime, yapılacak olan ameliyata, tümörün büyüklüğüne, yerine göre kesi sayısı değişebilmektedir.

Robotik ameliyat ile VATS arasında ne farklar var?

Robot teknolojisi akciğer kanserinde giderek daha fazla kullanılmaktadır. Akciğer kanser ameliyatında robotik cerrahinin 3 boyutlu görebilme, kullanılan aletlerin manevra kabiliyetlerinin fazla olması, hassasiyetin yüksek olması ve akciğer segmentlerinin ayrımı sırasında ICG (indosiyanin yeşili) tekniğinin kullanılabilmesi gibi bazı avantajları mevcuttur. Lenf bezlerinin temizlenmesi sırasında da özellikle 3 boyutlu görüş yeteneği avantaj sağlamaktadır. Ağrı, iyileşme süresi, operasyon süresi, kan kaybı, kozmetik sonuç, solunum fonksiyonlarının korunması, sağkalım süresine olan etkileri VATS ile benzerdir. Ancak açık ameliyata dönme oranı robotik ameliyatta daha azdır.

Dokunma duyusunun olmaması, masa cerrahına ihtiyaç duyulması, robot kollarının kurulması ve ayrılması işlemlerinin ek süre gerektirmesi ve maliyet artışı dezavantajlarıdır.

Akciğerde kaç lob ve segment bulunur?

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu noktada akciğer anatomisi ile ilgili bazı temel bilgiler paylaşmak istiyorum.

  • Sağ ve Sol iki akciğerimiz mevcuttur
  • Ana nefes borusu ile gelen hava, akciğerlere gitmek için önce sağ ve sol ana bronşlara oradan da akciğerin en uç noktalarına kadar iletilir. Bunun için nefes yolları sürekli bölünerek (ağacın gövdesinden yapraklara uzanması gibi) havayı kan-gaz değişim odacıklarına (alveol) iletir.
  • Sağ akciğerimiz 3 ana bölümden (Lob), sol akciğerimiz ise 2 lobdan oluşur.
  • Her bir akciğer lobu da kendi içinde lobçuk (segment) denilen alt bölümlere ayrılır.
  • Sağ akciğerde 10, sol akciğerde ise 8 adet segment bulunur.
  • Her segmentin kendisine ait atardamarı, toplardamarı, bronşu ve lenfatik ağı mevcuttur.
  • Akciğer lenfatik damarlardan ve lenf bezlerinden çok zengin bir organdır. Çünkü akciğer dışarıya açık bir organdır. Alınan hava içerisinde bulunan yabancı maddeler, zararlı duman, toz ve zerrecikler akciğerlere kolayca ulaşabilir. Vücudumuz bu zararlı maddelerden kurtulmak için; burunda bulunan kıllar, solunum yollarında bulunan tüycükler ve zararlı maddelerin öksürük ile dışarıya atılması için üretilen sekresyon ve balgam üretimi ile mücadele eder.
  • Akciğerden bu şekilde uzaklaştırılamayan ya da akciğer dokusu içinde meydana gelen hasarlar nedeniyle oluşan vücuda zararlı olabilecek maddeler veya hücreler, alveollerdeki bağışıklık sistemi hücreleri (alveoler makrofaj) tarafından kuşatılır. Bu şekilde üstesinden gelinemezse lenf kanalcıklarına ve oradan da lenf bezlerine taşınır (Lenf bezlerini vücudumuzun karakolları gibi düşünebilirsiniz).

Ameliyatta çıkarılacak olan akciğer dokusunun miktarı ne kadardır?

Çıkarılacak olan akciğer dokusu; Hastanın solunum ve kalp fonksiyonlarına, kanserin büyüklüğüne, yerleşimine, lenf bezlerinin durumuna göre değişir.

Ameliyat seçenekleri

  • Segmentektomi (Akciğerin bir bölümcüğünün alınması)
  • Lobektomi (Akciğerinin bir bölümünün alınması)
  • Pnömonektomi (Bir taraf akciğerin tamamen alınması)

Cerrahi tedavi komplet olmalıdır (ameliyat sonrası hiç tümör kalmayacak şekilde yapılan ameliyat).  İster kapalı ister açık metotla olsun tümör cerrahi prensiplerinden asla ödün verilmemelidir.

Cerrahi tedavide tümör dokusuyla birlikte bir miktar sağlam akciğer dokusu da çıkarılır. Tümörün bütünlüğü bozulmamalıdır. Ana prensip; “bir taraftan kanserin nüks etmesini önlemek için mümkün olduğunca büyük rezeksiyon yapmak, bir taraftan da hastanın yaşam kalitesi ve solunum kapasitesini bozmayacak kadar az akciğer dokusu çıkarmak” şeklindedir. Ameliyat sırasında tümöre komşu lenf bezleri, hilus* ve mediasten** lenf bezleri mutlaka temizlenmelidir.

Wedge (kama) Rezeksiyon; Solunum rezervleri ve/veya kalp fonksiyonları çok sınırlı olan, ameliyat süresinin kısa tutulması gereken hastalarda uygulanabilen ameliyat şeklidir. Tümör dokusu ve etrafında sınırlı bir akciğer dokusunu çıkarılır. Nüks riski yüksek olması ve lenf bezlerinin yeterince çıkarılamaması nedeniyle günümüzde zorunlu olmadıkça tercih edilmeyen bir metottur.

* Hilus: Akciğerin kalbe yakın olan, akciğere giden, kalbe dönen ana damarların ve merkezi akciğere giden ana bronşun bulunduğu alan.

**Mediasten: Ana nefes borusu, akciğerler, kalp ve ana damarların arasında kalan bölge

Akciğer kanseri ameliyatının hayati riski ( ölüm riski ) ne kadardır?

  • -Hastaya ait faktörlere (yaş, genel durum, solunum ve kalp rezervi, ek hastalıklar)
  • -Tümör büyüklüğüne, yerleşim yerine
  • -Yapılacak olan ameliyatın şekline (açık / kapalı metot)
  • -Ameliyatın büyüklüğüne (segmentektomi, lobektomi, pnömonektomi, ek işlemler) göre değişmektedir.

Ameliyat sırasında ve sonrasındaki 30 gün içinde hayati risk ( ölüm riski ) standart bir segmentektomi için ortalama %1, lobektomi için %2, sol akciğerin tamamının alınması için %4, sağ akciğerin tamamının alınması için %6 civarındadır.  

Ameliyat sonrası hastaların nelere dikkat etmesi gerekir?

Akciğer Kanseri cerrahisi sonrasında sorunsuz bir şekilde hastaneden ayrıldıktan sonra, ameliyat kapalı metotlarla gerçekleşmişse bir hafta, açık metotlarla gerçekleşmişse yaklaşık iki hafta ağır işlerden kaçınmak, açık havada yürüyüş yapmak, kalabalık ortamlardan uzak durmak gerekir. Sürekli yatmak doğru değildir, hastalık psikolojisinden uzaklaşmayı zorlaştırır. Bu süreçte bir diğer önemli faktör beslenmedir. Özellikle sabah, öğlen ve akşam her öğünde proteinden zengin gıdalarla beslenmek, şekerli gıdalardan uzak durmak, bol su içmek ve hekim tarafından verilen ilaçları düzenli kullanmak gerekir. Hekim dışında tavsiye edilen ürünlerin kullanılmaması gerekir.

Ameliyat sonrası ek tedavi gerekli mi?

Kanserin evresine, ameliyatın şekline, ameliyat sırasındaki bulgulara, hızlı patoloji sonucuna göre ön görüde bulunabiliriz. Ancak kesin karar ayrıntılı patoloji muayenesi sonrasında verilir. Patolojik evreleme yapıldıktan sonra medikal onkoloji ve/veya radyasyon onkolojisi desteği gerekli olabilir. 

Ameliyat sonrası takipler nasıl yapılır?

Ameliyat sonrası hastaların yakın takip edilmesi gereklidir. Takip sıklığı; Evre 1’de 5 yıl süre için 6 ayda bir kez, 5 yıl sonra yılda bir kez yapılır.

Evre 2 ve üstündeki evrelerde ise ilk 2 yıl için 3 ayda bir kez, 2-5 yıl arasında 6 ayda bir kez, 5 yıldan sonra ise yılda bir kez yapılmaktadır.

Takip sırasında yapılacak olan görüntüleme yöntemi ve tetkikler, yapılan ameliyata ve ameliyat dışında eklenen tedavilere göre değişmektedir.

Kansere biopsi yapılması ya da bıçak değmesi yayılmayı artırır mı?

“Kansere bıçak değmez” Bu yanlış algı aslında hastalara o kadar zarar veriyor ki… Eskiden tümörün vücuttaki yaygınlığını tespit etmek konusunda şimdiki kadar başarılı değildik. İlaç tedavisi ve radyoterapi gibi diğer tedaviler de şimdiki kadar başarıyla uygulanamıyordu. Yapılabilen tek etkili tedavi cerrahiydi. Dolayısıyla gerçekten cerrahiden fayda görecek hastalar doğru seçilemiyordu. Yani Evre I ve Evre II dışındaki hastalara da ameliyat yapılıyordu. Bu kişiler, hastalık ilerlediği ve ameliyattan fayda görmeyecekleri için, “kansere bıçak değdiği için kötüleşti” algısı oluşuyordu.

Günümüzde gelişen teknoloji ve bilgi sayesinde tümörün vücuttaki yerleşimi, kritik yapılarla olan ilişkisi, lenf bezlerine ve vücudun diğer alanlarına olan yayılımı ile ilgili çok daha ayrıntılı bilgi ve imkana sahibiz. Hangi hastanın cerrahi tedaviden yarar göreceğini artık çok daha iyi biliyoruz ve cerrahi tedaviyi yararlı olacağını düşündüğümüz hastalara öneriyoruz. Bu nedenle “Kansere bıçak değerse yayılır” “Kansere bıçak değmez” ya da “Akciğer kanserinde ameliyat işe yaramaz” gibi söylemler kesinlikle doğru değildir. Uygun hastalarda akciğer kanserinin en etkili tedavisi cerrahidir. Ayrıca ameliyat sırasında da tümöre dokunulmaz, tümörün bulunduğu bölge etrafındaki bir miktar sağlam doku ve lenf bezleriyle birlikte çıkarılır. Böylece tümörün bütünlüğü bozulmaz. Yani aslında tümöre bıçak değmez.

Kemoterapi nedir?

Kemoterapi kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını önlemek için kullanılan tedavi şeklidir. Genellikle birden fazla ilaç ile yapılır. Kemoterapi ilaçları genellikle hücrelerin bölünme fazında etkili oldukları için, bölünme aşamasındaki tüm hücrelere zarar verirler. Yani seçicilikleri, dost hücre/tümör hücresi ayırım yapabilme özellikleri yoktur. Bu nedenle yan etkileri nispeten fazla olabilir. Özellikle bölünme hızı fazla olan kan hücreleri, saç, mide-bağırsak, deri hücrelerinin zarar görmesine bağlı yan etkiler görülebilir. Kansızlık, bağışıklık sisteminde görev alan hücrelerin sayısında azalma, saç dökülmesi, ishal, el ve ayak parmaklarında uyuşma gibi yan etkiler görülebilir.

Kullanılan ilaçlar damar yoluyla veya hap şeklinde olabilir. Nadiren vücut boşluklarına (karın boşluğu, akciğer zarı içi ve mesane içi) uygulanabilir.

Akıllı ilaç nedir?

Diğer adıyla hedefe yönelik ilaç olarak da bilinmektedir. Bu ilaçlar kanser hücrelerindeki büyüme algaçlarını (reseptör) kapatır.  Bu sayede kanser hücrelerinin büyüme uyarısı alması önlenir. Yan etkileri klasik kemoterapiye göre daha azdır. Özellikle sürücü mutasyonları olan kanserlerde daha etkilidir. Etkili olup olmayacaklarının anlaşılması için, biyopsi veya ameliyat materyalinin bu amaçla ayrıntılı şekilde incelenmesi gereklidir. Bu amaçla mutasyon analizleri (EGFR, KRAS, BRAF, HER2, MET), gen amplifikasyonları (MET, EGFR, HER-2, FGR1) veya gen füzyonları (ROS1, ALK, RET, NTRK1, NRG1, FGFR1/3) gibi mutasyon analizleri yapılır. Bu ilaçlar bazen tek başlarına bazen de kemoterapi veya immünoterapi ile birlikte uygulanabilirler.

İmmünoterapi Nedir?

Tümör hücrelerinin vücudumuzun bağışıklık sistemi tarafından yok edilmesi prensibine dayanır.  Kanser hücreleri üzerinde bulunan alıcılar, bağışıklık sisteminin saldırısından kaçmaya çalışırlar. Bu amaçla bağışıklık sistemi hücrelerinin alıcılarını kapatırlar ve kanser hücrelerinin fark edilmesini önlerler. İmmünoterapi ilaçları bu kapatmayı önler ve bağışıklık sistemindeki T hücrelerinin kanser hücrelerini öldürmelerini sağlarlar. Yan etkileri çok daha azdır. Performans düzeyi düşük olan hastalarda bile kullanılabilmektedir.

Destekleyici tedavinin etkisi var mıdır?

Özellikle “bitkisel” başlığı ile satılan birçok ürün mevcuttur. Bir ürünün bitkisel olması zararlı olmadığı anlamına gelmez. Üstelik birçok ilacın hammaddesi bitkiseldir ancak bilimsel olarak yararı gösterilmiş ve kurallara uygun olarak kullanıma sunulmuştur. Hekim dışında tavsiye edilen ürünlerin kullanılmaması gerekir. Bu tür ürünlerin kanama-pıhtılaşma sorunları, karaciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği başta olmak üzere birçok zararları olabilir. Ayrıca hastaların özellikle kemoterapi sırasında greyfurt ve ısırgan otu gibi ürünleri kullanmaması gerekir.

Port Nedir?

Kemoterapi süreci uzun olan hastalarda, damardan uygulanan kemoterapi ilaçlarının kullanım kolaylığı ve konforu için “kateter” veya “port” denilen ve ilacın damara verilmesini sağlayan cihazlar takılması gerekebilir. Bu işlem için cerrahi girişim gereklidir. Haznesi cilt altına, kateteri ise kalbe giden ana damara yerleştirilir.

Radyoterapi nedir?

Kanser hücrelerini yok etmek için iyonizan radyasyonun kullanıldığı tedavidir, ışın tedavisi olarak bilinir. En sık X-ışınları ve proton kullanılır. Işınlar bir makine aracılığı ile dışardan veya vücut içerisine yerleştirilen

Elektronik ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerle birlikte radyoterapi alanında da çok önemli ilerlemeler mevcuttur.  Tedavi sırasında yüksek enerjili ışınlar, vücudunun dışındaki bir makineden gönderilir. Brakiterapi adlı radyasyon tedavisi sırasında ise radyasyon kaynağı vücudun içine yerleştirilir. Radyoterapi, vücutta uygulandığı bölgeye göre ishal, bulantı, kusma, saç dökülmesi, ağız yaraları, cilt problemleri gibi çeşitli yan etkilere neden olabilir.

Evre 1, Evre 2, Evre 3, Evre 4 akciğer kanserli hasta ne kadar yaşar?

Hastaların ne kadar yaşayacağı ile ilgili tahminde bulunmak oldukça zordur. Kişiden kişiye, hastanın genel durumuna, performans skoruna, tümörün hücre tipine, tümör genetiğine, kanserin evresine ve tedavi cevabına göre değişmektedir. Özellikle kemoterapi ve immünoterapi cevabını önceden bilebileceğimiz kesin bir test bulunmamaktadır. Tümör genetiği ve DNA hasarını araştıran testler yararlı olabilecek olan ilacın seçimi için işe yarayabilmektedir.

Akciğer kanseri ne kadar erken dönemde tespit edilebilirse, kanserden kurtulma şansı da o kadar yüksek olmaktadır. Yaşam beklentisi 5 yıllık süre için yapılır. 5 yıl boyunca hastalıksız ve tümör tekrarlaması olmadan yaşayan birinin kanserden tamamen kurtulduğu düşünülür. Evrelere göre yapılan yaşam beklentisi tahmini en doğru sonucu gösterir. IASLC (International Association for The Study of Lung Cancer) 8. TNM evrelemesi 94.708 akciğer kanserli hasta verisi üzerinden yapılmıştır. Buna göre patolojik EvreIa1’de 5 yıllık yaşam beklentisi %90 iken Evre IVb’de %0’dır.

Tüm evrelerin ortalamasına bakıldığında 5 yıllık yaşam beklentisi %18, yaşam süresi ise ortalama 8 aydır. Ancak son yıllardaki gerek tanısal test ve yöntemler, gerek cerrahideki gelişmeler, gerekse medikal ve radyasyon onkolojisindeki gelişmeler yaşam beklentisinde artış umutları doğurmuştur. Aşağıda IASLC verisinden elde edilen Evreler ve 5 yıllık yaşam beklentisi oranı verilmiştir.

 

Patolojik Evre

EvreIA1

EvreIA2

EvreIA3

EvreIB

EvreIIA

EvreIIB

EvreIIIA

EvreIIIB

EvreIIIC

EvreIVA

EvreIVB

Sağ kalım %'si

90 %

85 %

80 %

73 %

65 %

56 %

41 %

24 %

12 %

      -

       -

 

Görüldüğü üzere sağkalım beklentisi evre ilerledikçe azalmaktadır. Erken evrede tespit edilen ve ameliyat olabilen hastaların hastalıktan kurtulma ihtimalleri yüksektir.

Akciğer Kanseri Tarama Programına kimler alınabilir?

Akciğer kanserine erken tanı konulabilmesi için kan testleri, nefes ve koku ile ilgili birçok değişik çalışma yapılmaktadır. Ancak henüz kabul görmüş bir test bulunmamaktadır. Şu anda kabul gören ve bilimsel rehberlerin önerdiği yöntem; riskli kişilerin “Düşük Doz Akciğer Tomografisi” ile “Akciğer Kanseri Tarama Programı”na alınmasıdır.

Akciğer Kanseri Taraması İçin Kişi Seçimi;

  • -Temel rehberlerden birisi olan The American Collage of Chest Physicians (ACCP) 2021 önerilerine göre;
  • -55-77 yaş arası, 30 paket veya daha fazla sigara içen ve son 15 yıl içinde sigara içmeye devam eden veya bırakmış olan kişiler için, düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ile yıllık tarama önerilmektedir (Güçlü Öneri, Orta- Derecede Kanıt).
  • -Aynı rehber, yaşın 50’ye sigara tüketiminin 20 paket/yıla indirilebileceğini (zayıf öneri, orta derecede kanıt) önermektedir.
  • -ABD Önleyici Hizmetler Görev Gücü (USPSTF) 2020 yılında tarama kriterlerini değiştirdi. Buna göre; sigara öyküsü nedeniyle akciğer kanseri için yüksek risk altında olan 50 ila 80 yaşları arasındaki kişilere, düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ile yıllık tarama yapılmasını önerilmektedir. Daha önce 55 olan yaş 50’ye, 30 paket/ yıl sigara yükünü 20 paket/yıla düşürmüştür.

-Kanser hakkında ana rehberlerden birisi olan NCCN rehberi (The National Comprehensive Cancer Network) ise, akciğer kanseri tarama programı ile ilgili olarak; Düşük, orta ve yüksek riskli gruplar belirlemiştir.

DÜŞÜK RİSKLİ kişiler: 50 yaştan küçük, 20 paket/yıldan az sigara içenler

2-ORTA RİSKLİ kişiler: 50 yaştan büyük, 20 paket/yıldan fazla sigara içen veya sigara dumanına maruz olan kişiler (pasif içicilik)

3-YÜKSEK RİSKLİ KİŞİLER: Bu grupta kişilerde akciğer kanseri gelişme riski fazladır, bu kişilerin tarama programına alınması gerekir. Bu kişiler şunlardır:

  • -55 – 77 yaş arasında ve 30 paket/yıl ve daha fazla sigara içen veya sigarayı bırakalı 15 yıl geçmemiş olan kişiler
  • -50 yaş üzeri ve 20 paket/yıldan daha fazla sigara içmiş olan ve diğer risk faktörleri* mevcut olan kişiler.

Diğer risk faktörleri:

  • - Mesleksel veya çevresel faktörler (Radon, silica, kadmiyum, asbest, arsenik, berilyum, krom, dizel veya kömür dumanı),
  • - KOAH veya akciğer fibrozisi,
  • - Başka bir kanser öyküsü,
  • - Birinci derecede akrabada akciğer kanseri öyküsü

2011 yılında yayınlanan 53.454 kişinin dahil edildiği NLST (The National Lung Screening Trial) çalışmasında, 3 yıllık tarama programı sonunda akciğer kanserine bağlı ölüm oranında %20 azalma gösterilmiştir.

2018 yılında yayınlanan ve 7.900 kişi tarama grubu, 7.892 kişinin kontrol grubu olarak dahil edildiği NELSON çalışmasında, 10 yıllık tarama programı gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada ölüm riskinin erkeklerde % 26, kadınlarda% 61'e kadar azaldığı saptanmıştır.

Ülkemizde konu ile ilgili yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır. Enfeksiyon hastalıkları ve Tüberküloz maruziyetinin görece olarak sık olduğu, sigara tüketiminin çok yoğun, sigaraya başlama yaşının ise erken olduğu bilinmektedir. Bu nedenle ülkemizde de akciğer kanseri tarama programının başlatılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

Akciğer kanseri tarama programından beklenen diğer yararlar nelerdir?

  • -Akciğer kanseri konusunda farkındalık yaratmak
  • -Sigara ve akciğer kanseri arasındaki ilişkiyi hatırlatarak sigaranın bırakılmasına katkıda bulunmak
  • -Riskli gruplarda bulunan akciğer kanserli hastalara erken tanı koymak.

Bilgisayarlı Tomografi ile Radyasyon Maruziyeti oluşur mu?

Araştırma sırasında çekilecek olan düşük doz bilgisayarlı toraks tomografisi sırasında, az da olsa radyasyona maruziyet oluşacaktır. Normal bir tomografi çekimi sırasında 8 msV (milisilivert) radyasyon alınır ancak düşük doz bilgisayarlı toraks tomografisi sırasında 1,5 msV veya daha az radyasyon maruziyeti olacaktır. Bu miktardaki radyasyonun kanser ya da hastalık yapıcı etkisi çok azdır. Üstelik erken dönemde tespit edilebilecek olan ölümcül bir hastalığın tanınması için yapılacağını unutmamak gerekir.

Akciğer kanseri ile ilgili en önemli 3 şey nedir?

Her zaman aklımızda bulunması gerekenler; (3B)

  • Başlama! (Sigaraya başlama! Sigara içmek bir statü göstergesi değildir)
  • Bırak! (İstersen bırakabilirsin, bu konu ile ilgili önerilerimi ilgili sayfada bulabilirsin)
  • Başvur! (50 yaş üstünde ve 20 paket/yıl ve fazla sigara içtiysen, tarama programına başvurmalısın


Covid-19 pandemisinin akciğer kanseri tanı ve tedavisi üzerine etkileri oldu mu?

Konu ile ilgili 4 durum oldu;

  • Olasılık : Covid şüphesi ile hastaneye başvuruların bir kısmında, şikayetlerin covid-19’a bağlı olmadığı anlaşıldı. Ancak çekilen tomografide tesadüfen akciğer kanseri saptandı. Örnek= 61 yaşındaki kadın hastamız, Covid-19 şüphesi ile başvurduğu hastanede yapılan muayene ve tetkiklerde covid-19 saptanmamış, çekilen bilgisayarlı tomografide sol akciğerde nodül saptanmış. Yaptığımız biopside Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri (Atipik Karsinoid Tümör) saptadığımız hastaya VATS ile segmentektomi gerçekleştirdik ve erken dönemde tedavisi tamamlanmış oldu.
  • Olasılık : Covid şüphesi ile yapılan başvuru sonrası çekilen tomografide, hastanın hem covid-19 hem de akciğer kanseri olduğu anlaşıldı. Örnek= 73 yaşındaki bir kadın hastamızın, öksürük şikayeti ile başvurduğu sırada çekilen akciğer tomografisinde covid zatürresi olduğu ve aynı zamanda sağ akciğerinde 3 cm çaplı akciğer tümörü olduğu anlaşıldı. Covid zatürresi tedavisi sonrasında yaptığımız incelemelerde akciğer kanseri tanısı konuldu. Erken dönemde tanı konulan hastamıza VATS ile ameliyat gerçekleştirdik, hastamız sağlığına kavuştu.
  • Olasılık : Tomografilerde covid zatürresinde görülen “buzlanma” aynı zamanda akciğer kanserinde de görülebilen bir bulgudur (özellikle adenokanser tipinde). Ancak bu bulgu covid zatürresine atfedildiği için, akciğer kanseri bulunan bu kişilerin tanısı gecikebilmektedir. Örnek= 56 yaşındaki bir erkek hastamıza, 6 ay önce öksürük şikayeti ile çekilen tomografisi çekilmiş ve buzlanma görüldüğü için Covid tanısı konulmuştu. Hastanın şikayeti geçmeyince tekrar çekilen tomografide buzlanma alanının çapında artış olduğu ve dansitesinde artma olduğu saptandı. Biopsi yapılan hastaya akciğer kanseri tanısı konuldu ve VATS ile ameliyat edildi.
  • Olasılık : Pandemi döneminde birçok kişi, akciğer kanserine bağlı olabilecek olan şikayetlerini, hastalık kaparım endişesi ile erteledi ve hastanelere başvurmadı. Bu nedenle çok sayıda hastanın tanısı geç evrede konuldu ve tedavisi aksadı. Bu durum halen devam ediyor. Örnek= 61 yaşındaki erkek hasta, Mayıs 2020'de covid geçirmiş ve yatarak tedavi görmüş. Çekilen Tomografide sağ akciğerde eş zamanlı 2 cm nodül saptanmış. Covid tedavisi tamamlanan hastaya nodül için kontrol önerilmiş. Hasta tekrar covid kaparım endişesi ile kontrollere gitmemiş. Temmuz 2021’de kanlı balgam ve nefes darlığı ile hastaneye başvurmuş. Sağ akciğerdeki nodülün oldukça büyük bir kitle olduğu saptanmış. Hastaya iğne biopsisi yapıldı, akciğer kanseri tanısı konuldu. Karaciğer ve böbrek üstü bezinde metastaz yaptığı anlaşıldı (Evre IV). İleri evre olduğu için ameliyat edilemeyen hastaye onkolojik tedavi başlandı.

 

Akciğer kanserli hastalarda iştahsızlık ve zayıflama ile nasıl mücadele edilmelidir?

Bu konunun daha iyi anlaşılması için bazı tanımların yapılması gerekir;

Anoreksi= İştahsızlık anlamına gelmektedir. Fizyolojik veya psikolojik nedenlere bağlı, kısa dönemli ya da uzun dönemli kronik olabilir.

Kaşeksi= Latincede Kekos Hexis (kötü durum) ifade eder. Aşırı zayıflama gelişir. Kaşeksiye neden olan en sık sebepler; ileri yaş (anorexia of ageing), Kronik hastalıklar, Demans, Depresyon, Kanser, İnme, Cerrahi uygulamalar, Kemoterapi / Radyoterapi, Sosyal koşulların yetersizliğidir.

Malnutrisyon= Malnutrisyon, vücudumuzun ihtiyacı olan besin öğelerinin yetersiz olması durumudur. Vücudun, temel gereksinimi olan makro ve mikro besin ögelerinden yoksun kalması sonucunda, yapısal eksiklikler oluşur ve organlarda fonksiyon kaybı gelişir. Kalp ve damar hastalarının %15’i, Kanser Hastalarının %30-80’i (kanserin türüne ve kaynaklandığı organa bağlı değişkenlik gösterir) malnutrisyonla karşı karşıyadır. Yaşlılarda ve nörolojik hastalığı bulunan kişilerde risk fazladır.

 

Akciğer kanserli hastalarda beslenme desteğinin önemi nedir?

Kanserli hastalarda malnutrisyon sık görülen bir durumdur. Malnutrisyon gelişimi en sık Pankreas, Akciğer ve Gastrointestinal sistem (yemek borusu, mide, bağırsak) kanserlerinde görülür. Genellikle yetersiz beslenme ile ilişkilidir. Kilo kaybı gelişir, organ ve sistemlerin fonksiyonu bozulur. Malnutrisyonun şiddeti kanserin tipine, yerine ve evresine bağlı olarak değişiklik gösterir. Akciğer kanserli hastaların %50’sinde kilo kaybı ve malnutrisyon riski olduğu bilinmektedir.

Malnutrisyonu olan hastalarda ameliyat öncesi ve sonrasındaki dönemde komplikasyon riski yüksektir. Yara iyileşme sorunları ve enfeksiyon başta olmak üzere, çok sayıda problem gelişebilir. Hastane yatış ve tedavi süresi uzar, yaşam kalitesi düşer, ölüm riski artar.

Cerrahi uygulanacak olan hastalarda, perioperatif bakımın en önemli noktaları: 

Preoperatif (ameliyatın hemen öncesi) dönemde uzun süreli açlıktan kaçınmak, gerekiyorsa destekte bulunmak, cerrahi tedavi sonrasında mümkün olan en kısa sürede beslemeye başlamak, metabolik parametreleri kontrol altında tutmak, hastayı stresten uzak tutmak ve erken dönemde mobilizasyonu sağlamaktır.

Hangi hastalarda beslenme yetersizliği nedeniyle ameliyat ertelenmeli ya da beslenme desteği başlanmalıdır?

Ciddi malnutrisyon riski bulunan hastalarda (= son 6 ayda vücut ağırlığının %10’undan fazlasını veya son 3 ayda %5’den fazlasını kaybetmiş olanlar, Vücut kitle endeksi (VKİ: BMI) 18.5’dan düşük olanlar, serum albümin düzeyi 3 gr/mlt altında olanlar) cerrahinin ertelenmesi ve ameliyat öncesinde beslenme desteği başlanması gereklidir.

Enerji ve kalori alımının yetersiz olduğu hastalarda, beslenme desteğinin başlanması yeterli besin öğesi alımını sağlar. Ameliyat sonrasındaki dönemde yeterli kalori alımının sağlanamayacağı öngörülen hastalarda veya günlük alması gereken besin ve kaloriyi 10 günden daha uzun süre alamayacağı düşünülen hastalarda da beslenme desteği başlanır.

Beslenme desteği neden gereklidir?

Hastaların birçoğunda iştahsızlık (=anoreksi), erken doyma, tat alma bozuklukları ve kilo kaybı mevcuttur. Sistemik enflamasyon yanıtı arttığı için istirahatteki enerji tüketimi artmıştır. Tüm bunlar malnutrisyon gelişimini hızlandırır. Bu nedenle akciğer kanserli hastaların beslenme durumunun değerlendirilmesine tanı aşamasında iken başlamak gerekir.

Kanser hastalarında;

  • - Gıda alımında azalma,
  • - Kalori ihtiyacında artış,
  • - Metabolik bozukluklar mevcuttur.

Gıda alımındaki azalma hastalığın kendisine ya da tedavi sırasında kullanılan ilaçlara ve tedavilere bağlı gelişebilir. Bulantı, kusma (tümöre ve ilaçların yan etkisine bağlı), iştahsızlık (tümörden salgılanan maddeler, depresyon), çiğneme ve yutmada zorluk (yemek borusu iltihabı, mantar enfeksiyonu gelişimi, radyoterapi) ve ağrı gibi nedenlerle gıda alımı bozulur.

Kalori ihtiyacında artış birçok faktöre bağlı gelişir. Tümör hücreleri proteoliz tetikleyici faktör artışına neden olur. Bu da katabolizmayı ve enerji tüketimini artırır. Aşırı sitokin üretimi meydana gelir. TNF (kaşeksin), interlökin-1 ve interlökin-6 artar. Sistemik enflamasyon gelişir. Akut faz reaksiyonu olur. Buna bağlı olarak istirahatteki enerji tüketimi artar, CRP seviyesi yükselir. Aynı zamanda ghrelin reseptörüne direnç gelişir, bu da iştahsızlığa ve anoreksiye yol açar. Tüm bu mekanizmalar nedeniyle hastada ciddi kilo kaybı olur. Bu dönemde hastalar kaşeksiye girerler.

Metabolik bozukluklar birçok metabolik yolaktaki bozulma nedeniyle olur.  Akciğer kanserli olgularda istirahat enerji ihtiyacı çoğunlukla artar (katabolik süreç). Artmayanlarda da hipermetabolik durum mevcuttur. İnsülin direnci artar, Glukoneogenez artar, Serum laktat düzeyi artar, lipoliz ve serum lipid düzeylerinde artış olur, Ubiquitin-proteozom yolağında aşırı aktivite olur ve protein yıkımı artar. Bunlara bağlı olarak; hiperglisemi, hipoglisemi, bozulmuş glukoz toleransı, hiperlipidemi ve hipoalbuminemi gelişir.

Beslenme durumunun değerlendirilmesi nasıl yapılır?

  • Öncelikle beslenme durumu değerlendirilir
  • Hastanın ihtiyacı olan günlük enerji-kalori miktarı hesaplanır
  • Hastanın almış olduğu besin öğeleri incelenir ve eksik olan miktarlar hesaplanır
  • Eksik olan mikro ve makro besin öğeleri için destek tedavisi başlanır.

Beslenme durumunun değerlendirilmesi: 4 temel kriter ile yapılır.

I. Anamnez

a) Kilo kaybı var mı?

b) Yeme düzeninde değişiklik var mı?

II. Fiziksel değerlendirme (muayene bulguları ve genel durum değerlendirmesi yapılır)

III. Antropometrik ölçümler

a) Beden Kitle Endeksi* (BKİ= kg/m 2): ≤18.5 zayıf

b) Baldır çevresi: < 31 cm; sarkopeni (kas erimesi) lehine değerlendirilebilir.

c) Üst orta kol çevresi: Erkekte < 23 cm, kadında < 22 cm: düşük kabul edilir.

IV. Tarama ve değerlendirme testleri

a) NRS-2002 (Nutritional Risk Screening) (günlük pratikte en sık kullanılan testtir)

b) SGA ( The Subjective Global Assessment)

c) MNA (Mini Nutritional Assessment)

*Beden Kitle Endeksi (BKİ), Body Mass Indeks (BMI) hesaplaması:

Vücut ağırlığı / boy2 ile hesaplanır (kg/m2). Buna göre;

  – < 18.5 düşük kilo

  –  18.5-25 normal kilo

  – 25-29.9 kilolu

  – 30-39.9 obez

  – ≥40 morbid obez olarak yorumlanır.

Beslenme desteği için kullanılacak olan ürün nasıl seçilmelidir?

Beslenme desteği için mutlaka uzman bir hekim ve diyetisyenden yardım alınmalıdır. Bir hastada son 6 ayda >%10’dan fazla kilo kaybı var, VKİ < 18.5 kg/m2, genel gurum bozuk, NRS-2002 test skoru 3 ve üzeri ise hastaya nutrisyon planı başlanır ve takibe alınır.

Yemek düzeni, gıda içeriği, miktarı, besin öğeleri takip edilmelidir. Hastalar mümkün olduğunca ağız yoluyla beslenmeli zorunlu olmadıkça damardan besleme yapılmamalı, bu konuda hekim ve diyetisyenlere baskı yapılmamalıdır.  

Ağız yolu ile alınabilecek olan ürünler çok çeşitlidir (standart ürünler, diyabetik, yüksek kalorili, proteinden zengin, lifli, immun-nutrisyon ürünleri, MCT içeren ürünler, osmolaritesi düşük ürünler mevcuttur).

Bu noktada çok önemli bir konunun altını çizmek gerekir; beslenmenin esası hastanın öncelikle kendi mutfağında pişen ürünleri tüketmesidir. Bu ürünlerin içeriği ve çeşidi hasta için uygun hale getirilmelidir. Buna rağmen beslenme desteği ihtiyacı olduğunda öğün aralarında enteral beslenme ürünleri ile takviye yapılmalıdır. Beslenme destek ürünleri hastanın isteyerek ağızdan aldığı gıdaların alımını azaltmamalı veya onların yerini almamalıdır.